Kolpa akrostişler fışkırmıştı parmak uçlarından
Ve zaman, duvardaki suretini hiç eskitmiyordu sevgilinin
Senin, dedi, hiç dökülmez mi saçların başını yolarken
Erken yaşlandım ben aslında, resimlere hapsolamadığım için
İçin için ağlasam da ıslanmazdı resimlerim
Benim ne özsüz sözlerim vardı bir bilsen
******
Desenler içinde kalamadı bir türlü eridi gitti
Yokuş aşağı itti onu kırlangıçlar
Arada uyak bozmak ister küçük başlar, koca kıçlar
İşte bu yüzden başlar, hemencecik yaşlanmalar
Salar beden muhteviyatını, ruh kendini ezdirdikçe
Sonra bir akçe bile etmez sızlanmalar
Dedi: şehrin göklerinde havalar çok bozdu bu ara
Para ile mi sayalım illa ki kendimizi
İzimizi kaybettirmek istiyor olamaz mıyız?
******
Nemli odun kıvılcımı gibi parladı dide-i dilber
Lakin, ne o söyler, ne öteki dinler
İnler kamyon farı görmüş gibi iki ince ruh
Yuh, ne ettin kendine felek mağduru der ve giderler
İşte bu yerler, ne dutluktu, ne de mermer
Bana balık ver, tutmayı biliyorum zaten, dedi adam
Feveran eyledi kulübde tiz-ab
Zaten inceydi sesi bağırmazken bile
Bile bile bağırıyordu inadından akşam üstü
Küstü ruha da, bedene de tez elden
Beden kızmadı bu sefer
İstirahat öncesi bir Allah-u ekber
Fayda ne gezer, olmamışın olmayacak duasında
Pasında eskimiş yatak yaylarının, yıllar önce kaybettiği
Bir leblebi bulmuş gibi sevinerek
Gereksiz acılarından arınarak gerektiğinde uykusuzca
Bir sigara-i parliament ısmarladı sokağın aşağısındaki market-ül süperiyyeden
******
Kaçmak, kaçınmak lazım gelmekteydi inceden
İncenin o ipinceliği aratmayacak incelikteki incesinde
Bu vakit gerçek bir leblebi buldu nihayet
Hayalet avcısı bir hayalet gibi ruhunu kovalayan ruhun
Mel’un yanaklarından bir makas aldıktan sonra kapadı gözlerini
Gün ışığıyla aşka gelmiş kuşların seslerini dinleyerek
Masumiyet kelek bir şeymiş diye mırıldanayazdı
Ne de olsa ayazdı dışarısı, darısı kimin başına
Buğday nasıl bir tahıldır, ne ambarındayım ben
Diye düşünmeden, taşınıp bedeninden
Astral ve pastoral hayal diyarlarından dönüşte kaybetti işte vücudunu
Isırmışçasına bir akbabanın butunu, ah etti ta ciğerden
Nereden bilebilirdi ki,
Kırlangıçların kuyruklarının bedenlerinden uzun olduğunu
Onun sustuğunu söyleyen şairler olduğuna inanarak
Kanarak, bazı bazı kanayarak
Karnı yarık müsveddesi oluverdi ruhu da hayalet avcısı hayaletin zulmüyle
İşte böyle değil, buz üstünde zevk-ü sefa ile raks etmek, dedi
******
Açtı gözlerini, özledi onunkileri
Dalgalanır tabii minicik rüzgarda ahmak ordusunun en önemli önemsiz neferi
Oysa bu işler yalan demişlerdi küçükken ona
Anana, babana, vatana, canın isterse Silistre’ye sadık kal yeter
Daha beter, mutluluğun resmini karakalemle çizmeye çalışmak
Değil mi Abidin?
Irmak olsaydı, aksaydı birkaç sokak aşağısındaki mabedin en derinlerinden
Eninden, boyundan şikayet etmeseydi toplumsal çerçevenin
Suç senin değil, bu hayvani düzenin, diyeni olsaydı belki
Telefondaki nahoş sesi emir belleyeydi, amade olaydı ambale olacağına
Abandone edilmiş kasabalarda kovboy misali inek kovalamayaydı keşke
Gerek yok bu devirde aşka, meşke
Altı üstü yarım çelişki bile değildi bu, kaldı ki iç açıları toplamı bir çelişki etsin
Destan mı daha sağlammış ahir zamanda, bostan mı görsün insan artık
Battık ey ahali, ekmek, katık, yaratık derdine düşmeye mecalimiz mi kalmış?
******
İşte rivayet budur ki, o gece Üsküdar’a gider iken bizimki
Ruhunu bir sel almış, bedeni kız kulesine kafa atıyorken defalarca
Sen çok uğraşsan ağlarsın anca, koca cihanda ağlayamayanlar da var
Bostanları kuruttu kar soğuğu, tarla bahçe hikaye oldu
Altında sızdığı ağacın yapraklarından damlayan şebnemle uyanma peşinde herkes
Merkez üsleri oldu kahvehaneler Frenkçe a’ları o diye söyleyenlerin
Güneş ardından yükseliyorken yemyeşil tepelerin
Bir başka yerde karanlık olduğunu anlayamayacak hale geldi insanoğlu
İnsanoğlu böyleyse, ne yapsın insan?
******
Oğlunu evlatlıktan reddetmek olacaktı her uyandığında ilk işi
Dişi ağrıyordu geceden kirli pamuk parçasına yedirdiği rakıyı basmadığı için
Başı ağrımasa mütemadiyen, başı sonu belli olacaktı hayatının
Atının yularından çekiştirerek kayboldu karanlıkta
Gerçekten veda eden adam, veda etmezdi
Ve yirmi dört saat yetmezdi aklı olana
Dolana kadar süreleri, kovada çaresizce çırpınan balıkadamlardı onun canını sıkan
Karşısına çıkan ilk zokayı yuttu
Elinden tuttu kör bir balıkçı
Kendisini yoldan geçerken
Gördü ve seslendi
Rast geliyor!