Merhabalar,
Sizlere hayatımdan çok kısaca bahsedeceğim, zaten kaç yıl yaşadım ki? 1988 yılında dünyaya gönderildim. “Ergen” diye adlandırılabileceğim dönemin ortalarına kadar kendimi sosyal anlamda hiçbir sanat dalının veya akımının parçası gibi hissetmedim. Hayatın bokluklarını sağlıklı kafayla farketmeye başladığımda ise kendimi sinemaya adadım. Sinema için kayda değer ne yaptın derseniz, böyle kalırım —> (^_^) . Sinemaya ilgim genellikle 60′ların ve 70′lerin önemli yönetmenleriyle platonik aşklar yaşamak şeklindeydi. Şükürler olsun ki hiç birini elde etmedim. Sadece filmlerini izledim, tarzlarını kaptım kenarından köşesinden. Lise bir-iki gibi de trajigarip bir olay sonucu saçma sapan senaryolar yazmaya başladım. Saçma sapan dediysem… anladınız siz işte… sanatsal olarak iyi sayılabilecek senaryolardı hepsi ama bu tarzın kısa hikayecikler veya denememsiler olarak daha hoş duracağını düşündüm ve durdu da kanımca. Yani şu kısacık hayatım boyunca 7-8 senedir bazen yazmaya teşebbüs ediyorum, bazen de yazıyorum. Bundan 1-2 yıl önce ise yazmışken tamamen içimi dökeyim, saçmalıklarımı suratlarınıza savurayım dedim ve çok sevdiğim Umut Sarıkaya’nın bir yazısını kopyala-yapıştır eyleyerek bir adım attım. Sonra iki üç adım daha atayım dedim ve “Tuvalet” adlı yazımla kendi hâlâ gelişmekte olan(gelişmekte olan ülkeler gibi değil ama) tarzcığıma özgü yazılar yazmaya başladım. “Can Sıkıntısı Gibi Ama Değil De” gibi ‘artık yeter’ diye haykırmak istediğim anlarda yazdığım, ve “Baloncuklar ve Kapitalizm” gibi bu yazıyı yazdığım günlerde başlayıp haftalarca, aylarca devam etmek istediğim yazı sericiklerimle birlikte; kendi içinde belli başlı saklı-saksız önemleri-anlamları-mesajları olan “İlahî Wikipedia” ve “Atom-altı Parçacıklar” adlı yazı sericiklerime içimden geldikçe devam etmeye çalışacağım.
Küçük Not Sıfır: Samimi itiraf;
Kendime en çok inandığım tür kısa öyküdür. Senaryolarımın “çekilmez” olduğunu düşünüyorum. Denemelerimde ise artistik puanım teknik puanımdan birazcık yüksek olabilir. Kendimce herkesin belli oranda birer sanatçı olduğuna inanıyorum. Yalnızca hepimizin sanat anlayışı uymayabiliyor. Mümkün olduğunca çok kişiyle uyuşmaya başladığınızda, insanları gerçek anlamda “etkileyebildiğinizde” ise büyük sanatçı oluyorsunuz. Belki birkaçınıza ucuz mizah gibi gelecek, belki beni iyi tanıyanlar duygulanacak, bazıları kızacak, bazıları yazmakla ne yapmaya çalıştığımı merak edecek. Edin, ettirin ama okuyun, okutun da. Çevirin blog yapraklarını teker teker. Sevin. Kitleler peşimde koşmasın, feysbuklarda pablik figüğr olmayayım ama birkaç kişi daha beni anlasın, anlamaya çalışsın. Teşekkür ediyorum şimdiden.
Küçük Not Bir:
Bu arada Koç Üniversitesi Matematik bölümünde ikamet etmekteyim, boş zamanlarımda bol bol film izleyip, arkadaşlarımı olur olmaz zamanlarda dışarı çağırıp, absürd kitaplar okumaktayım. Yer yer dertlenmekte, yer yer manikleşmekteyim… Ayrıca; merhaba, ben Abdullah, Kayseriliyim ve badem bıyıklıyım…
Küçük Not İki:
İnsanların konuşmalarına çaktırmadan ortak olup onların dediklerine içimden cevap vermek en büyük zevkimdir.
Küçük Not Üç:
Hâlâ okuyor musunuz siz? Süpersiniz!
Küçük Not Beş:
Ha, bu arada beni Gölge’de, One’da ve Daily News’ta okuyabilirsiniz… Okumayabilirsiniz de, siz bilirsiniz…