ağır acılar ve gerçek aşklar
küçük, boktan hayatlarımız etrafında
son bir vals daha, bizi anca paklar
arkamda beni ıslatmayan yağmurlar
ama sen
şemsiyemdin, açıldın
batı avrupa’nın en uzak köşelerine doğru
lübnan’dan esintiler getirdin bana
sonra götürdün saçma sapan kelimelerinle
çin seddini benim için çekmişsin sanki
tek başına
kurban olaydım olduğum yerde
gözüne, kaşına
bitmez hiçbir zaman, ve bitmeyecek
kendi kıçımızdan uydurduğumuz bu rüya
gelecek, gelecek diye ötecek bedenlerimiz
ama geçmiş bile bize yetmeyecek sevgilim
ben bilirim işte, vücut çalımları
veya tabutta rövaşatalar
seni geri getirmeyecek, ve biz hep
bebek’te iki yabancı olacağız
birbirini tanımadan bir şeyler ısmarlayan
sonra tekrar bir yağmur yağacak arkamızdan
acilarin gercek ve asklarin sagir oldugu bir dunyaydi
cift kisilik yatakta aramizdan cin seddi kadar bir otoban kaydi
daha da sessiz kalsaydim senin bu gidisine
haykiramazdim gece vakti soforu uyuyan otobuste muavine
ask bir yabanciya bizim uydurdugumuz kulaktan dolma sikindirik bir methiye
sen benim semsiyem olsaydın bile kimse dememis miydi bana acilmazdi göte giren şemsiye
Yorum tarafından tugbaturan — Ağustos 1, 2011 @ 9:15 am |